UYUŞTURUCU ÇIKMAZI
Türkiye’de madde bağımlılığı tedavisi gören
kişi sayısı artarken, en fazla bağımlılık tedavisi görülen madde metamfetamin.
Türkiye Uyuşturucu Raporu’na göre, 2007-2023
yılları arasında yatarak tedavi gören kişi sayısı yüzde 428 artarken, 2023’te
bir önceki yıla göre yüzde 6,2’lik bir düşüşle 13 bin 168’e geriledi. Ayaktan
tedavi görenlerin sayısı ise yüzde 15,3 artarak 349 bin 393’e ulaştı.
Tedavi gören kişilerin tedavi gördükleri
madde türlerine göre dağılımı incelendiğinde en yüksek maddenin yüzde 37,1 ile
metamfetamin olduğu görülüyor.
2019, 2020 ve 2021 yılı verilerine
bakıldığında en fazla tedavi görülen madde eroin iken 2022 itibariyle ilk sıra
metamfetamin maddesine geçiyor.
Bağımlılık uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel
madde kullanımının geçmişe göre oldukça arttığına değindi. Ögel şunları
kaydetti:
Ben 1995'lerde bu alana ilk başladığımda bu
kadar yoktu ama bu kadar tedavi merkezi de yoktu. O yüzden merkez arttıkça
yatan, tedavi gören sayısı da artacak. Burada araştırma eksikliğimiz olduğu
için bazı şeyleri net göremiyoruz. Nedir benim özellikle kastettiğim şey?
Aslında bir dönem eroinden sonra tiner ve bali girdi. Orayı atlıyoruz aslında.
O da çok fazla yaygındı. Sonrasında onun yerine bir anda bonzai adını
verdiğimiz sentetik kannabinoidler çok yaygınlaştı. Bonzai'ye bağlı ölümler çok
yüksek bir sayıdaydı. Neredeyse Avrupa'da ilk üçe oynamaya başlamıştık o
dönemde maalesef. Sonrasında bonzai kayboldu. Bir anda met çıktı karşımıza. Şu
anda hala met salgını sürüyor. Ama bundan sonra tabii ne gelecek onu da
göreceğiz. 2019 civarında metamfetamin ele geçirdi toplumu daha çok. 2015'ler,
2016'lar hep bonzai vardı.”
Madde Bağlantılı Ölümlerin (MBÖ) dağılımını
incelediğimizde en yüksek ölüm sayısının 941 ile 2017’de kaydedildiği
görülüyor. 2017 yılında yaşanan 941 MBÖ’nün yüzde 60’ına denk gelen 564’ünde
sentetik kannabinoid (bonzai) mevcut. 2023 yılında ise madde bağlantılı 300
ölüm gerçekleşti ve bu ölümlerin 148’inde metamfetamine rastlandı.
Tedavi sürecindeki en önemli eksikliğin
rehabilitasyon olduğunu ifade eden Ögel, “Rehabilitasyon aşaması yok bizde. Tüm
Türkiye'de 3 tane rehabilitasyon merkezi var. Bu tabi ki yetmeyecek. Biz sadece
detoks, arındırma yapıyoruz aslında şu anda. Çünkü mevzuat da buna uygun değil.
Buna uygun açılan merkezler de yok. Desteklenmiyor açılması. Açmak isteyenler
de engelleniyor. Dolayısıyla en büyük sorun rehabilitasyon, ki bağımlılık
tedavisinin olmazsa olmazı rehabilitasyondur. Aslında bir bağımlılık tedavisi
en az üç ay sürer. Tedavi süreci üç ila altı aydır ama biz ne yapıyoruz? Yirmi
bir günlük, yirmi sekiz günlük tedaviler. Bunlar hep arındırma, detoks
tedavileri. Sonrası için merkezlerimiz, imkanlarımız yok. Sonra diyoruz ki
bağımlılar tedavi olmuyor. Biz uygun bir tedavi yapmıyoruz ki. Yani grip
olduğunuz zaman işte antibiyotik ve ateş düşürücü kullanırsınız ama bizde
bunların ikisi de yok. Sonra da diyoruz ki bizdeki gripler düzelmiyor” dedi.
27 yaşındaki bir madde kullanıcısı, madde
kullanım ve tedavi sürecinde düzenli bir hayatın pek mümkün olmadığını
belirterek kişisel deneyimini aktardı:
“Başlarda mümkün olsa bile bağımlılığın
ileri safhalarında kesinlikle düzeniniz bozuluyor yani sadece uyku, beslenme,
vs. değil iş hayatı, aile ilişkileri veya duygusal ilişkilerde kesinlikle
problem çıkıyor. Zaten kullananların neredeyse yarısı ‘ben bağımlısı değilim
arada sırada içiyorum, hep içen biri değilim vs.’ gibi cümleler kuruyor lakin
böyle olsa dahi öyle kalmayacaktır. Çünkü bende 3 sene önce ayda, yılda 1 kere
içiyordum. Ben uyuşturucuya çok genç yaşta başladım, 16 yaşlarındaydım.
Bağımlılığa iten şey arkadaş çevrem ve merak oldu. Çoğu zaman şunu sormuşumdur
kendime; neden diğer, normal insanlar gibi değilim? Neden konsere, kafeye gidip
normal şekilde bir hayat yaşayamıyorum? Aslında gençler üzerinde bu konuda aman
görmesin, duymasın, bilmesin diyerek uzak tutacaklarını sanan ebeveynler yanlış
yapıyorlar, aksine bunun eğitiminin okullarda genç yaşlarda verilmesi ve
gençlerin bilinçlendirilmesi, neden uzak durulması gerektiği vs. öğretilmesi
gerekir. İçenlerin toplumdan aforoz edilip aşağılanması da bir çözüm değil.”
Ögel de sosyal dışlanmanın bağımlılık
sorununu kötüleştirdiğini doğrulayarak şunları kaydetti:
“Dışlanmanın sonucunda kişi artık iyice
bağımlı hale geliyor. Okulda madde kullanan bir genç düşünün. Şu andaki Türkiye
mevzuatına göre ne oluyor? Liseden atılıyor. Atıldı, ne yapacak? Ya bir başka
okula gidecek ve kullandığı için oradan da atılacak muhtemelen. Bu sefer ne
olacak? Diğer madde kullananlarla, okuldan atılanlarla bir birlik
oluşturuyorlar. Bu artık bir dışlanma süreci oluyor. Toplumdan dışlanıyorlar.
Zaman içinde giderek bir marjinalleşme de ortaya çıkıyor. Sonra biz diyoruz ki
bu arabaları kim kırıyor, kim bu uyuşturucuyu satıyor? Aslında bizim
dışladıklarımız. Bizim yabancılaştırdıklarımız. Bizim aslında, tüm dünya için söylüyorum,
iyileştirmedeki temel nokta sistemin içine çekmektir. Sistemin içinde onları
barındırmaktır. Sistemin içinde oldukları, dışlanmadıkları sürece de kullanım
muhakkak azalacaktır.”
17 yaşında AMATEM’in çocuk için olanı
ÇEMATEM’e gittiğine değinen madde kullanıcısı, “Bırakma konusunda kararlı
değildim ve sağlıklı bir tedavi süreci yaşamadığım için içmeye devam ettim.
Çevremde cezaevi arkadaşıyla oturup içen veya cezaevi arkadaşından alan çok
kişi var. Yani madde kullandığı veya sattığı sebebiyle ıslah olsun diye
cezaevine konulan kişi o maddeyi üreten veya sınırdan geçirenlerle tanışıyor,
network sağlıyor. Islahevinden çıkınca da 5 sene sabıkalı ve kolay kolay bir
işe girip çalışamıyor. Sonra yine suç işliyor” dedi.
AMETEM’lerde madde satıcılarının,
kullanıcılara daha kolay ulaştığı özelindeki düşüncenin tam anlamıyla doğruyu
yansıtmayan bir çıkarım olduğunu vurgulayan Ögel, şöyle devam etti:
“Tabii ki bağımlılık tedavi merkezine
satıcılar da tedaviye geliyor. Bizim onu ayırt etme şansımız yok. Dolayısıyla
madde bağımlılığının olduğu yerlerde, bu bir sokak da olabilir, bir madde
bağımlı tedavi merkezi de tabii ki orada satıcılar da olacaktır. Ama ben hiç
bugüne kadar ‘AMETEM’de bir satıcıdan aldım ve öyle kullanmaya başladım’ diye
bir şey duymadım, yok böyle bir şey. Artı her kullanıcı zaten bir satıcıdır,
bir başkasına satar bir şekilde bu çarkı döndürebilmek için. Özellikle
bağımlılık ilerlediği zaman daha çok satmaya başlayacaktır. Dolayısıyla
bağımlılıklarda bu mümkün.
Şimdi şöyle bir şey yok mesela, 'Ancak
cezaevine sokamazsınız' diyebilirsiniz ki cezaevine bile bazen girebiliyor.
Zaten AMETEM’ler de cezaevi değildir. İdrar testleri yapılıyor ve bir kişi
kullandığı zaman idrar testinde çıkıyor. O yüzden de kullandığını anlıyoruz,
taburcu ediyoruz. Hele dünyada kapılar tamamen açık. Hiçbir güvenlik dahi yok.
Çünkü sen madde geldiğinde kullandıysan bu senin sorunun diyorlar. AMETEM’lere
olan güvensizliğin ortaya çıkmasının en önemli nedeni birazcık da aslında
bağımlıların buralara gitmek istemedikleri için uydurdukları bahaneler. Tabii
bu bahaneler de bir anda toplumda yankı buluyor.”
Songül KARADENİZ

Yorumlar
Yorum Gönder