Kayıtlar

DOMATES

Resim
Domatesi ilk ehlileştiren Maya ve Orta Amerika çiftçileridir. Oysa bugün aynı kıtada kendi yabani köklerinden 2 bin kilometreden fazla bir uzaklıkta Güney Meksika ve Kuzey Orta Amerika’da yetiştirilmektedir. Domates 1521’de yerli halkın beslenmesinde önemli bir yer tutuyordu. Aztek yazıtlarında acı biber ve domatesten yapılan bir sostan da bahsedilmektedir. Atakama Çölü, halen Batı Şili, Peru ve Ekvador ile Galapagos Adaları’nda yetişen domatesin yabani atalarının doğal olarak yetiştiği en güney bölgedir ki burası dünyadaki canlılar için en elverişsiz ortamlardan biridir. Kaliforniya’nın Ölüm Vadisi’nden 50 kez daha kuraktır. Bazı bölgelerinin tarihte yağış aldığı kaydedilmemiştir. Botanikçiler modern domatesin mevcut atasının S.pinpinellifolium olabileceğini iddia ediyor. Bu çeşit halen Kuzey Peru ve Ekvador’un And Dağları etekleri ile kıyı çöllerinde yabani olarak yetişiyor. Ne var ki S.pinpinellifolium’un meyveleri neredeyse bezelye tanesi kadardır. Olgunlaşınca kırmızılaşır ve...

BAHARATIN ÇEŞİTLİ DÜNYASI

Resim
Ucuzcular Baharat’ın hikayesi 480 yıl   öncesine dayanıyor. Mısır’da başlayan baharat işini Mısır Çarşısı’nda devam ettirmek üzere İstanbul’a gelen aile , leblebi ihracatıyla ön plana çıkınca Leblebiciler olarak anılmaya başlar. Hatta Eminönü’ndeki Leblebici Sokak adını buradan alır. O dönem tüm altınını kağıt paraya yatıran ailenin en büyüğü, bu paraların tedavülden kalkmasıyla nakit sıkıntısına düşer ve eldeki paraları yakıp, ne var ne yok satıp Malatya’ya taşınır. Oğullarından Hacı Ali Efendi babasının birikiminden faydalanıp Ucuzcular Baharat’ı ilk önce Malatya’da açar. İşte hikaye bir yandan eğitimle geçen yılları, öte yandan ticarette gösterilen çabaları ardı ardına kovalayarak buralara gelmiş. Dükkanını yeni yere taşıyan Dursun Ucuzcu ayaklarını mavi boyalı bir kovaya daldırmış ve eski dükkandan yenisine boyalı   ayaklarıyla iz bırakarak yürümüş. Böylece eski dükkana gelen müşteriler izler sayesinde yeni dükkanı kolayca   bulmuş. 1970’lerde İstanbul’a dönen ve top...

BASKETBOLA ADANMIŞ BİR HAYAT DOĞAN HAKYEMEZ

Resim
-       ÖNCELİKLE KENDİNİZDEN BİRAZ BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ? 13 yaşımda mahallede futbol oynarken camlarını kırdığım Musta Tenim beni kolumdan tuttuğu gibi basketbol sahasına götürdü. Daha önce atletizm yaptığım için basketbolla kaynaşmam kolay oldu. Bir sene yıldız takım, bir senede genç takımda oynadım. O sene Gençler Türkiye Şampiyonu olduk, bende sayı kralı oldum. Daha sonra 1,5 sene Aydın Örs le beraber A Takımında oynadım -       OYUNCU OLARAK BASKETBOL KARİYERİNİZDEN BAHSEDEBİLİR MİSİNİZ? DSİ den sonra 4 sene GALATASARAY, 3 sene ŞEKERSPOR, 2 sene ECZACIBAŞI, 7 sene EFESPİLSEN ve KARŞIYAKA da oynayıp basketbolu bıraktım. 2 kez ECZACIBAŞI’ nda 3 kez EFES PİLSEN de şampiyonluk yaşadım. -       BU ESNADA UNUTAMADIĞINIZ ANILARINIZ OLDU MU? Son milli maçımı AVRUPA KARMASINA karşı oynadım ve 28 sayı atarak oynadığım bu maçı unutamam. -       KARİYERİNİZDE KAÇ KEZ MİLLİ TAKIM F...

ÇATALHÖYÜK

Resim
İngiliz arkeolog James Mellart tarafından 1961 yılında kazılmaya   başlayan Çatalhöyük özellikle sanatsal üretimleri ile Yakındoğu arkeolojisinin en önde gelen kentlerinden biridir. Evet Çatalhöyük insanı ürettiği eserleri ile insanlık tarihinde seçkin bir yer aldı. Çatalhöyük Anadolu’da insanların kurduğu ilk köy değildi, daha eskileri, daha büyükleri vardı; bu yerleşmelerde hayvanlar evcilleştirilmiş, bitkiler tarıma alınmıştı. Ancak hiçbirinde sanat ve sembolizmanın öyküsel anlatımı Çatalhöyük’teki boyutlara ulaşamıyordu. Neolitik dönemde yerleşmenin boyutu inanılmaz ölçülerdeydi. 13.5 hektarlık alanda bitişik düzende kümeler oluşturan bir yapılaşma vardı. 18 yerleşim evresi tespit edilirken nüfus 3.500 ile 8.000 arasında değişiyordu. Evler bir ana oda ile yiyecek hazırlama ve depolama amaçlı olarak kullanılan 1-3 odadan oluşuyordu. Genelde güney duvarda bulunan bir merdiven ile damdan yapılara giriliyordu. Merdivenin altında ise, fırın ve ocak yer alıyordu. Ana odanın kuzeyi...

BİR SPOR AŞIĞI SELİM DEMİRDAĞ

Resim
• ÖNCELİKLE KENDİNDEN BAHSEDERMİSİN? 1977 yılında Ankara’da doğdum. Sporla tanışmam ilk olarak 13-14 yaşlarında   futbol   yılında bir trafik kazası geçirdim ve engelli oldum. 1 yıl tedavi ve rehabilitasyonla geçti. Daha sonra tesadüfen desem yeridir basketbola başladım. Kısaca anlatayım bu olayı; Açıköğretim sınavına girmek için Doğan Çağlar Ortopedik Engelliler Okulu’na gittim sınavın başlamasına 3-5 dakika kala ön sıraya bir arkadaş oturdu, bana baktı sonra basketbol oynarmısın dedi. Ben başlangıçta biraz şaşkınlık yaşadım ve tereddüt etmeden oynarım dedim. Kendisi A milli takım sporcusu olan Ahmet İlker Akın bana İspanya’ya gideceğim 20 gün sonra dönerim görüşürüz dedi, dediği gibi de oldu ve tekerlekli sandalye basketboluna Ankara Büyükşehir’de başlamış oldum. 1 yıl sonra Karagücü takımına transfer oldum ve 2002 yılında ilk kez A Milli Takım’a yükseldim. 4 yıl Karagücü’nde oynadıktan sonra 2005-2006 sezonunda kurulan Galatasaray takımına transfer oldum. 2002-2008 y...

DENİZLİ

Resim
Denizli il merkezinin 6 kilometre dışında, Eskihisar köyü yakınında bulunan Laodikeia antik kenti yörenin en eski yerleşimlerinden biridir. Seleukos Kralı II.Antiokhos’un İÖ. 3. yüzyılda karısı Laodike’nin adını verdiği kentin geçmişi daha da eskilere gidiyor. Akınlar ve depremlerin güçsüzleştirdiği kent, önemini zamanla kaybetti. Bölgeye 12.yüzyıldan sonra da Türkler yerleşmeye başladı. Türkler, Laodikeia’ya Ladik adını vermişti. Kentin suyolları kullanılamaz hale geldiği için daha yüksekte yer alan, su kaynakları bol bir köy yeni yerleşim olarak öne çıkmıştı. Adı Tonguzlu olan köyün zamanla Denizli’ye dönüştüğü tahmin ediliyor. Antik dönemde Ephesos’tan başlayan ticaret yolu Hieropolis’e (Pamukkale), oradan da Laodikeia’ya uzanırdı. Bu güzergah Hierapolis ve Laodikeia’nın antik dünyada tekstil üretiminde büyük üne kavuşmasına yol açmıştı. Bölgenin kuzguni siyah renkli koyunundan elde edilen son derece yumuşak yün çok ünlüydü. Aralarında Laodikeia’nın da bulunduğu Lycos(Çürüksu) va...

BOĞAZDAN FİLELERE DENİZ DOSOĞRU

Resim
BİZE BİRAZ KENDİNİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ… Sporcu bir ailede büyüdüm. Küçük yaşlarda Uludağ’da kayağa, Dağcılık kulübünde Tenise başladık. Yazları Boğazda oturduğumuz için yüzmek sabahtan akşama kadar bıkmadan gerçekleştirdiğimiz bir eylemdi. Yan yalıda da dayımlar otururdu. Dayım, Selman Erim de zaten GS kulübünde yönetimlerde bulunmuş, voleybol şube başkanlığı yapmış koyu bir GS’ lıdır. Hafta sonları o zamanın bir çok ünlü GS’ lı futbolcusu ( Gökmen, Yasin dahil) yalıya gelir, mini kale futbol oynanırdı. İki yalı yan yana-ortada bir beton saha-mini futbol biter, voleybol ağı gerilir, maç yapılırdı. Sonra da ter-kan ter içinde boğazın serin sularına atlanırdı. Beni voleybol maçlarında en arkaya ( fasulyeden-o zamanın bir tabiri) koyarlar, top gelirse vur derlerdi. O zamandan ciddi bir hırs mı yapmışım nedir, birkaç yıl sonra ben onları arkaya koyup “top gelirse vurun” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Babam ve annem eski GS’ lı kürekçi idi. Boğazda tek futa kürek çekmişliğimiz bile var… ...