Kayıtlar

Temmuz, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SERDAR MENGİ: OSMANLI TARİHİNİ DEĞİŞTİREN OLAY

SERDAR MENGİ: OSMANLI TARİHİNİ DEĞİŞTİREN OLAY :     20 Mayıs 1622 Cuma günü akşam saatlerinde Yedikule zindanlarında küçücük bir odaya kapatılan 18 yaşındaki genç padi...

OSMANLI TARİHİNİ DEĞİŞTİREN OLAY

    20 Mayıs 1622 Cuma günü akşam saatlerinde Yedikule zindanlarında küçücük bir odaya kapatılan 18 yaşındaki genç padişah II.Osman içeri giren Davud Paşa ve adamları tarafından boğularak öldürülmüş ve Osmanlı tarihinde ilk defa padişah kanı dökülerek kulağı kanıt olsun diye kesilmişti. Ertesi gün alelacele cenazesi kaldırılmış ve ayrı bir türbe yerine sanki bir padişah değil de şehzadeymiş gibi babası III.Ahmed’in türbesine defnedilmişti. Osman’ın katline giren o üç gün içerisinde meydana gelen olaylar Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş garipliktedir. 18 Mayıs Çarşamba sabahı padişahın çadırları hacca gitmek üzere hazırlanan gemilere yüklenirken büyük bir isyan patlak vermiş, yeniçeri, sipahi dahil tüm kapı halkı Şeyhülislam Esad Efendi’nin konağına gitmiş, o da asilere Padişahı hacca gitmeye teşvik edenlerin katli vaciptir yönünde bir fetva vermiştir. Padişah hacca gitmekten vazgeçer ancak kellesi istenen adamları vermeyi reddeder. Ertesi gün tekrar

SERDAR MENGİ: ANADOLU'DA İLK MOĞOL İSTİLASI

SERDAR MENGİ: ANADOLU'DA İLK MOĞOL İSTİLASI :   Moğollar Anadolu’nun doğu sınırlarına ilk dayandığı zaman tarihler 1230 yılını gösteriyordu ve bu tarihler Cengiz Han daha yeni öl...

ANADOLU'DA İLK MOĞOL İSTİLASI

  Moğollar Anadolu’nun doğu sınırlarına ilk dayandığı zaman tarihler 1230 yılını gösteriyordu ve bu tarihler Cengiz Han daha yeni ölmüştü. Anadolu’ya ilk gelen Moğollar; Cengiz Han’ın oğlu Ögeday Han’a bağlıydılar. 1256 yılından sonra Anadolu’ya hakim olan Moğollar ise bu tarihte İran ve batısındaki bölgelerde kurulan İlhanlı Devleti’ne bağlı Moğollar oldular. Bu dönemde Anadolu’da bulunan Anadolu Selçukluları, 1097 yılında I. Haçlı seferi sırasında başkentlerini Konya’ya taşımışlar ve zaman içinde de Anadolu’nun ortasından güçlü bir şekilde büyüyerek tüm bölgeye egemen bir güç haline gelmişlerdi. Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1207’de Antalya’yı, büyük oğlu Sultan   I. İzzeddin Keykavus 1214 yılında Sinop’u ve küçük oğlu Sultan I. Alaeddin Keykubad da 1223 yılında Alanya’yı fethetmiş ve hem karada hem de denizde önemli bir askeri ve ekonomik güç olmuşlardı.   Anadolu’yu kervansaraylar, hanlar, köprü ve medreselerle donatmışlar, bu topraklarda sağlam ve kalıcı bir uygarlık i

SERDAR MENGİ: OSMANLI ŞEHİCİLİĞİNİN YALIN HALİ

SERDAR MENGİ: OSMANLI ŞEHİCİLİĞİNİN YALIN HALİ : Osmanlı Devleti’nin 600 yıllık tarihinden günümüze kalan yerleşimlerin en iyi korunmuş olanlarından biri, belki de en iyisi Safranbolu’...

OSMANLI ŞEHİCİLİĞİNİN YALIN HALİ

Osmanlı Devleti’nin 600 yıllık tarihinden günümüze kalan yerleşimlerin en iyi korunmuş olanlarından biri, belki de en iyisi Safranbolu’dur. Kentin 12.yüzyıl sonlarında Ankara meliki tarafından 4 ay mancınıklarla kuşatıldıktan sonra ele geçirildiği sanılıyor. Muhtemelen kale ve çevresine Türkmenler, daha çok Taraklı Türkmenleri yerleşti ve çevre kısa zamanda Türkleşti. Şehir bu özelliğiyle, Türklerin Anadolu’da hemen yerleşik hayata geçtiği bölgelerin başında gelir. Bölgeyi ilk olarak idare eden küçük beyliklerin ardından 15.yüzyılda başlayan Osmanlı hakimiyeti modern Türkiye’ye devredildi. Uzun Osmanlı döneminde Borlu ya da Taraklıborlu olarak anıldı. Borlu kelimesinin kökeni bilinmez. Bugünkü adının ise Zağferanborlu adından geldiği düşünülür. Safranbolu, Osmanlı dönemi boyunca ziraat, hayvancılık, dokuma, ahşap işleri gibi konularda önem kazanarak zenginleşti. Halka yayılan bu zenginlik 18.ve 19.yüzyıllarda inşa edilen kocaman evlerle anlaşılır. Tarihi yerleşimin geliştiği al

SERDAR MENGİ: OSMANLI DONANMASINDAKİ ŞÖHRETLİ İNGİLİZ

SERDAR MENGİ: OSMANLI DONANMASINDAKİ ŞÖHRETLİ İNGİLİZ : Augustus Charles Hobart Hampden ya da Türkiye’deki adıyla Hobart Paşa, maceraperest bir denizci olarak belki de 16.yüzyılın korsanlar d...

OSMANLI DONANMASINDAKİ ŞÖHRETLİ İNGİLİZ

Augustus Charles Hobart Hampden ya da Türkiye’deki adıyla Hobart Paşa, maceraperest bir denizci olarak belki de 16.yüzyılın korsanlar döneminde dünyaya gelmesi gerekirken hayatı 19.yüzyıla denk düşmüş bir maceraperestti. Denizcilik okulunu bitirdikten sonra ilk görevi Güney Amerika kıyılarında köle ticaretine engel olmaktı. Buradan İngiltere’ye dönen Augustus Charles Hobart, görevinde sağladığı başarının ödülü olarak Kraliçe Victoria’nın Victori and Albert yatına atandı. Kırım Savaşı’na Baltık cephesinden katıldı. 1860’larda İngiltere bahriyesindeki kurallara göre devlet savaşta olmadığı dönemlerde, albay olanlar, dört sene müddetle bir hizmette kullanılamaz, yarım maaşla açıkta kalır, isterlerse ayrı bir iş yapabilirlerdi. Hobart, aynı dönemde tüm şiddetiyle devam etmekte olan Amerikan İç Savaşı’nda birkaç arkadaşıyla inşa ettirdiği özel tip bir gemiyle abluka yarıcılık yapmaya başladı. Kuzeyliler tarafından abluka altına alınan Güney limanlarına silah, cephane, yiyecek götürü

SERDAR MENGİ: ORTADOĞUDA FUTBOLUN POLİTİK DİLİ

SERDAR MENGİ: ORTADOĞUDA FUTBOLUN POLİTİK DİLİ :     Mısır’da milyonların takip ettiği futbol ligi bir yıl aradan sonra geçen hafta yeniden başladı. El-Ehli ve El-Masri takımları...

ORTADOĞUDA FUTBOLUN POLİTİK DİLİ

    Mısır’da milyonların takip ettiği futbol ligi bir yıl aradan sonra geçen hafta yeniden başladı. El-Ehli ve El-Masri takımları arasında geçen yıl oynanan maç sonrasında olaylar çıkmış, 74 kişi ölmüştü. Olaylardan sorumlu tutulan 21 sanık önceki hafta idama mahkum edildi. Ancak futbol taraftarlarının protestoları dinmedi, karar sonrası El Masri taraftarları yine sokaklara döküldü. Protestolarda 27 kişi daha öldü. Peki tüm bunları sadece holiganizm ile açıklayabilmek mümkün mü? Hayır. Çünkü tıpkı dünyanın geri kalanında olduğu gibi. Ortadoğu’da da futbol hiçbir zaman sadece futbol olmadı. Stadyumlar; siyasi ve bireysel özgürlük taleplerinin dile getirildiği semboller haline geldi. Arap Baharı’ndan önce Ortadoğu’da diktatörlerin kesinlikle müdahale edemediği iki yer vardı: Camiler ve futbol sahaları. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri tam anlamıyla futbol delisi ülkeler. Bu coğrafyada insanlar, din dışında hiçbir şeye futbola olduğu kadar tutkuyla bağlı değil. 2000’l

SERDAR MENGİ: DÜNYA KUPASI VE VİCDANIMIZIN SESİ

SERDAR MENGİ: DÜNYA KUPASI VE VİCDANIMIZIN SESİ : Dünya Kupası maçlarını vicdan azabı ekmeden nasıl izleriz? Soru benim değil, İzmirli bir okurumun. Felsefi kavramlara hakim, etik duyar...

DÜNYA KUPASI VE VİCDANIMIZIN SESİ

Dünya Kupası maçlarını vicdan azabı ekmeden nasıl izleriz? Soru benim değil, İzmirli bir okurumun. Felsefi kavramlara hakim, etik duyarlığı yüksek biri olarak   soruyor bu soruyu: Hollanda-İspanya maçını seyrederken o anda Irak’ta ve dünyanın dört bir köşesinde olanları, insanlık dışı ilkellikleri, kargaşayı düşündüm… Maçların heyecanına kendimizi kaptırıp bunları yok mu sayacağız? Aslında soruyu başka şekillerde de gerekçelendirilebilirdi… Brezilya’da milyonlarca kişi aylardır Dünya Kupası’nın orada yapılmasını protesto ediyor, stadyumlara harcanan paraların toplumsal açıdan çok daha yararlı olarak kullanılabileceğini haykırıyor. Onları görmezden mi geleceğiz? Dahası ve devamı var vicdani soruların: 2022 yılındaki Kupa maçlarının Katar’da yapılmasının faturası ne olacaktır? Salt mali faturadan söz etmiyorum. Katar, şaibeli yöntemlerle kazandığı iddia edilen ayrıcalık sonucu stadyumlarına 200 milyar dolar harcamaktan söz ediyor. Kapı komşusu ülkelerde yoksulluktan ve açlıkta

SERDAR MENGİ: ORMANDAN GELEN ŞARKI

SERDAR MENGİ: ORMANDAN GELEN ŞARKI :   Her ne kadar söyledikleri aryanın sözlerini tam olarak anlamasak da bir şancının sesi kulağınıza hoş gelir. Çünkü onlar şarkı söyl...

ORMANDAN GELEN ŞARKI

  Her ne kadar söyledikleri aryanın sözlerini tam olarak anlamasak da bir şancının sesi kulağınıza hoş gelir. Çünkü onlar şarkı söylerken sesleri konuşma vurgusundaki gibi direkt seslendirmez. Bazı sesleri daha açık ya da daha kapalı   söylerler. Ama bu sayede bir tonu daha uzun ve derin vurgulayabilirler. Görünen o ki jibon’lar da bu prensibi benimsemiş. Uzaktaki partnerini cezbetmek isteyen bir jibon da ses tonunu mümkün olduğunca sabit tutuyor ve onu çok uzaklara duyurabilen frekanslarda şarkı söylüyor. Kyoto Üniversitesi’nden Takeshi Nishimura bu durumu araştırmış. Sonunda jibon’ların tıpkı opera sanatçıları gibi gırtlaklarını kullanabildiklerini tespit etmiş. İşin ilginç yanı bu gırtlak yapısına sahip başka bir hayvan yok. İnsanlar ise bunu iyi bir şan eğitiminden sonra başarabiliyor.